İpek’in hatrına ufak hikayeler…

Bu blog yazma olayı benim çok hoşuma gidiyor valla.. Yazarken eğleniyorum; kendi yazdığım şeyleri de beğeniyorum. Geçen gün blogumu okumaya daldım, oku oku bir saate baktım tam 2 saat zaten kendi yazmış oldugum postları okumuşum.. Cumartesi akşamı?! Öyle bir kendi yaptığını beğenme..

Bir ben- bir ipek sanıyorum… İpek dün bana msg atmış, blog yazsana diye… Anlatamadım ki birşey yazmak için bir şey yaşamak lazım… Hamamdan bu yana çok fazla bişey yaşamadım açıkçası şöyle bilgisayarın başına geçip anlatılacak. Ama İpek’in hatrına son yaptığım bir kaç süper şapşallığı sizle paylaşmak isterim…

Giriş: Ofisimle evimin arası 3-4 dakika. Çok toletim geldi… Ayaklarım üşümüyor olsaydı, tolete ofiste girerdim belki ama hazır ayaklarım, bacaklarım da üşüyorken ben en iyisi eve gidiyim değişiyim öyle gelirim geri işe dedim. Çıkacam. Didem de starbucks’tan latte sipariş verdi.

1- Didem’in arabası benim arabamı kapadığı için eve onun arabasıyla gittim. Apartmana girdim ve anahtarımı işte unuttuğumu farkettim.

2- Daha fazla dayanamaz noktaya geldiğimde mayaadrom’a tolete gittim. Bomboş, tertemiz… Sevgili kız arkadaşlarıma – margo-nina-karen-reysi-rakel’e toletten mail attım! Biraz iğrenç ama ipek’in hatrına paylaşıyorum…
“Asiri toletim olduundan isten çıktım. Ew de cok yakim diye eve toelete ve ayagima corap giymeye karar verdim. Didemin arabasi bnmkini kapio diye onun arabasini aldim bi de. Ewe gelince fatketim ki ew anahtarimi almamism! Simdi mayadromda *****yorum! Bi yandan da bu salaklikla didemin anahtarini kesin tolete dusururum diye siki siki tutuyorum!”
Didem’in anahtarını tolete düşürmedim, arabasını da çarpmadım simple smile İpekin hatrına ufak hikayeler...

3- Didem’e dogum gunu için mayadrom’daki tek acık dukkandan, şarap-türbişon- mantarı çıkardıktan sonra şarabın üstüne koymak için kapak (!)-neyse adı ve sigara aldım. Daha sonra latte’sini almaya starbucks’a gişttim. Latteyi söyledim, parasını ödedim ve çıktım. Evet, latte’yi almadan çıktım simple smile İpekin hatrına ufak hikayeler...

Giriş: Dün güneşli’de DHL’de 14:00’te randevum vardı.

4- 13:50’de DHL’i aradım ve 10 dakika gecikeceğimi söyledim. 14:10 da Güneşli- Halkalı o civardaydım. DHL’i bulmayı başardığımda saat 14:50’ydi. Allahım hiç bir yeri hayatımda bu kadar aramamıştım. Kendi özel işim olsaydı, yapmazdım. Bir ara aklımdan da geçti. Arayıp ben sizin yerinizi bulamıyorum, boşverin görüşmeyelim diyecektim. Neyse 14:50 DHL’e geldim. Gerçekten nasıl bir rahatlama, huzura kavuşma hissi anlatamam…
Sandra: Simla Hanım’la randevum vardı.
DHL resepsiyon insanı : Burada Simla Hanım diye biri yok!
Sandra: Nasıl yok?
DHL resepsiyon insanı: Yok…. Burda öyle biri çalışmıyor…
Sandra: ???!??
DHL resepsiyon insanı: Belki diğer DHL binamızdadır?
Sandra: mimik yok/nefes yok/söz yok…

(ama en azından aydınlandım neden sorduğum 10 kişi de beni bir bu tarafa bir öbür tarafa yollamış diye…Hayır, herkesi anladım ama neden DHL logolu arabadaki kadına sorduğumda, “ters tarafa doğru gidiyorsun demek yerine” neden “hangi DHL?” diye sormadı bana…)

Bazen şöyle düşünüyorum; biraz çelişkili gelebilir size ama benim çok akıllı olmamın sebebi, genler, zekamı geliştirdiğim eğitim vs.’den çok; çok salak olmam galiba… Bu salaklıkla 25 sene hayatta kalmayı başarmak için – en basiti latte alabilmeyi başarmaktan, daha komplikesi üniversiteyi bitirmeyi başarmaya- çok akıllı olmaya mecburum galiba…

Kendi başına bir dilemma örneği Sandru

Bu yazıyı paylaş da bir havan olsun!

Sen ne diyosun bu işe?