1 Deyim, 1 Hikaye, 1 Nasihat

Selam Gençler,

Son bir kaç haftadır küçük bir cep defteri aldım kendime, not tutuyorum arada sırada. “Bak bunu da anlatayım takipçilerime, şunu da bilmiyor olabilirler…” diye diye baya bir uzadı liste. Çoğunluğun bilip bilmediğine emin olmak için de bir deney grubu yaptım, ortaya atıyorum soruları, herkesin bildiklerini eliyorum.

Öğrenince, hayatınızda bir şeyi değiştirecek bilgilerden değil. Düşünün size anlatacak kadar iyi biliyorum ama hala 1.60’ım. Demem o ki boyunuz uzamayacak da kısalmayacak da… En iyi ihtimal sağınıza solunuza hava yaparsınız. Tavlamak istediğiniz kişiye, yeri geldiğinde, biliyor musun sen hikayesini, dur anlatayım derseniz süper olur simple smile 1 Deyim, 1 Hikaye, 1 Nasihat

Gemileri Yakmak: Çok sık olmasa da kullanılan bir deyimdir. Verilen karardan ne olursa olsun geri dönmemek, vazgeçmemek demektir. Zaten Yeni Türkü’nün Maskeli Balo Şarkısını tanımayan da çok yoktur heralde… “Yaktım gemileriiiimii, dönüş yok artık geri, tak etti canıma bu maskeli balooo, bu maskeli balo ve onun sahte yüzleri…” Buraya kadar her şey net heralde? Deyimi bildiniz..

(Dinleyesiniz geldiyse diye, onu da koyuyorum aşağıya, öyle düşünceliyim…)

Devam ediyorum öyleyse! Bu deyim aslında nereden geldiği belli olan, hikayesi olan bir deyim simple smile 1 Deyim, 1 Hikaye, 1 Nasihat

Cebelitarık Boğazı’nı da bilirsiniz. Adını Emevi Komutanı Tarık Bin Ziyad’dan alır. Sevdiğim bir komutandır kendisi. Anlatayım hikayesini, siz de sevecek misiniz bilemem ama her bu deyimi duyduğunuzda, kullandığınızda bu hikayeyi hatırlayacaksınız! Orası kesin!

Tarık’çık Kuzey Afrikada yaşayan, Kuzey Afrika’nın fethi zamanından İslam orduları tarafından esir alınan bir asker. Serbest kaldıktan sonra Emevi Valisi Musa Bin Nusayr’ın hizmetine giriyor. İspanya’da çıkan karışıklıktan istifade etmek isteyen Vali Musa Bin Nusayr, Tarık bin Ziyad’ı 711 yılında 7000 kişilik bir kuvvetle İspanya üzerine görevlendiriyor.

O sıralarda İspanya’da kökenleri Cermen ırkına dayanan, Batı Roma İmparatorluğu’nu yıkarak, Roma’yı yağmalayan Vizigotlar var. Bunlar oradaki halka ağır bir şekilde zulmediyorlar. Tarık’ın ordusu ile bu bölgeye geldiği haberini alan Vizigotlar sayıca daha üstün olan ordularını hazırlıyorlar.

Tarık Bin Ziyad, askerlerine bakıyor, karşı tarafın ordusuna bakıyor… Kendi ordusunun gücüne güvenmiş fakat iradesine ve cesaretine güvenmemiş olacak ki, donanmanın bütün gemilerini yakıyor. Ve onlara şöyle diyor: “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Direnmekten başka şansınız yok. Canınızı kılıçlarınızla kurtarmaktan başka bir şey yapamazsınız.” Karşılarına çıkan ilk orduyu başarıyla yeniyorlar ve Carteya ve Algeziras şehirlerini alıyorlar. Hikaye daha devam ediyor ama anafikir burası. Bu savaş Endülüs Emevi Devletinin de temellerini atıyor.

Benim Tarık’ı sevme sebebime gelince…

İşin aslı, Tarık (gemileri yakan karakter) zaman zaman hepimizin içine girer! -Öyle değil fesat hayvanlar!!!- Ruhumuza diyorum. Genelde içimizin farklı, mantığımızın daha farklı konuştuğu 2 seçenekli durumalarda, karar verdiğimiz seçeneğe bir türlü kanalize olamıyorsak, diğer seçeneği geri dönüşü olmayacak şekilde hırpalamak zaman zaman hepimizin yaptığı bir şey değil midir? Kimi zaman en çirkin maskemizi takıp hiç benlik değildi diyeceğimiz adi hareketlerimizin, sebepsiz yere bir kapıyı kapatmak için kırıcı olmamızın, tam olarak öyle hissetmediğimiz halde karşımızdakine geri dönüşü olamayacak hakaretler edip onu incitmemizin, -soyut örneklerle anlayamadıysanız- 10’larca kere hastalıklı ilişkilerimizi bitirmeye çalışıp, en sonunda o tutkulu aşkı en yakın arkadaşıyla aldatmamızın (ben bunu hiç yapmadım bu arada) sebebi içimizdeki Tarık değil midir?

Tarık, iradesizlik ve korkaklığımızdan ötürü bir şeyi yapamadığımızda bize müdahale eden, biraz yıkıcı olsa da günün sonunda kendimizi doğru yere kanalize etmemizi sağlayan bir kuvvettir. Kendi gücünü, dışarıdaki tahribattan alır fakat günün sonunda son kararımızı yapmamıza yardımcı olur! Dikkat etmek gereken şey, işin kolayına kaçıp, iradem-cesaretim yok deyip sürekli Tarık’ı çağırmaktır. Zira, unutmayınız, Tarık, tüm faydalarına karşın yıkıcı bir güçtür.

Öbür yandan, bazı salaklar Tarık’ı kullandıktan sonra pişman olurlar! Yani geri dönüşü tamamen engellemek için kararlı bir hareket yaptıktan sonra geri dönmeye niyetlenirler. Gemileri yaktıktan sonra nereye dönüyorsun?!!! Bu kişileri basitçe “hıyar” olarak adlandırabiliriz. Türk filmlerinden, kesin hatırlayacaksınız bu tipleri. Bunların, “Sana arkadaşını seviyorum dedim, çünkü hastaydım! Benimle birlikte üzülmeni istemedim.” tarzı açıklamaları olur. Bu tarz açıklamaların, en güçlü Tarıklar’ı yok ettiği gibi, diğer seçeneğin önünü açıp açmayacağı da meçhuldür. Yani, Tarık yerine esas adamla birlikte olma ümidi tekrar ruhumuza girdiği gibi, esas adamın da bizle olup olmayacağı muallaktadır. Ve unutmayın ki gerçek hayatlar Türk filminin mutlu sonlarına benzemez. Zaten yeni nesil de arkadaşını seviyorum demekle yetinmez, arkadaşla çok daha ileri gider. Tabii bir de esas adam yerinde sayıp kızı beklemez fln fln…

Demem o ki, Tarık büyük bir güçtür fakat son çare başvuracağınız bir kuvvettir. Tarık’ı ota boka çağırmayın. Öbür yandan Tarık’ı çağırmaya ve onun yöntemlerine başvurmaya karar verirseniz, geri dönmeye yeltenmeyin. Baştaki kararsızlığınızı hatırlatın. İşlerin o zamankinden daha da çok sarpa saracağını unutmayın!

En huzurlu yeri tekne, en büyük fobisi yangın olmasına karşın Tarık’ın hikayesine büyük saygı duyan Sandru

Bu yazıyı paylaş da bir havan olsun!

Sen ne diyosun bu işe?