Adam Haklı Beyler

Hayırlı Akşamlar Gençler,

Gabriel Garcia Marquez‘in -her ne kadar ölmeden önce kıymeti anlaşılan yazarlardan biri olsa da- Yüzyıllık Yalnızlık kitabının değeri Nisan 2014’te ölümünden sonra değeri özellikle D&R ve Remzi nezdinde bir hayli arttı. Ortadaki alanda, En Çok Okunanlar’da, kasa etrafında, her yerde her yerde bu kitap vardı. Allah’tan korktuğum başıma gelmedi ve 1967’de yazılmış bu kitap, yetkililer kendinden geçip, daha fazla hırslanmadan,  kitabı boy boy  ”En Yeniler” raflarına dizmeden bu furya sona erdi.

 Adam Haklı BeylerEtrafın Yüzyıllık Yalnızlık ile donatılmasıyla, henüz hiç bir kitabını okumadığım ve bir tanesini okumak istediğim Gabriel Garcia Marquez’in, ”Benim Hüzünlü Orospularım” kitabına öncelik verme planlarım suya düştü.

Aslında -yalan söylemeyeyim- beni bu alışveriş kararına iten en önemli güç, etrafın bu kitapla donatılması değildi. Kitabın kitabın Nobel ödülü almış olması da değildi. Asıl güç Can yayınlarının ilk defa beyaz kapaklı olmayan bir kitabını görmüş olmamdı! Acaba Nobel ödülü nedir tam kavrayamamış mıyım yoksa Can yayınlarının beyaz kitap olayına biraz fazla mı şartlanmışım bilmiyorum ama bu renkli kapak durumu beni 1982 Nobel Edebiyat Ödülü badge’inden açık ara daha fazla etkiledi, orası kesin.

Kitaba gelince, bence zor okunuyor, tarzım değil…

Ayrıca biraz karışık: Kitabın girişine yerleştirdikleri (kardeş 17 tane Aureliano’yu saymassak) 22 kişi ve 5 nesilden oluşan soy ağacında, 5 Arcadio, 5 Aureliano, 2 Armaranta, 2 de Remedios var. Ayrıca dışardan eş olarak gelenler hariç hiç kimsenin ismi bu isimlerden farklı değil. -rica edeceğim inceleyin aşağıdaki soyağacını- Neredeyse başlı başına bir blog post konusu!

yuzyıllık yalnızlık soyagacı 1024x627 Adam Haklı Beyler

Yine de sık yapmadığım kitap işaretleme/altını çizme kısmına katılabilecek –sinema hakkında– bir bölüm var! Çok hoşuma gitti ve sizinle de paylaşlmak istedim.

Yükünü tutmuş bir tüccar olan Bruno Crespi’ nin aslan ağızlı gişeleri olan tiyatroda oynattığı canlı resimler ise, Macondoluları çok öfkelendiriyordu. Çünkü bir filmde ölüp gömülen ve ardından seyircilerin gözyaşı döktüğü biri, bir sonraki filmde yeniden canlanıyor ve bu kez Arap kılığında ortalığa çıkıyordu. Oyuncuların başlarına gelen felaketleri paylaşmak için adam başına iki sent verip bilet alan seyirciler, bu sahtekarlık karşısında galeyana geldiler ve sandalyeleri kırdılar. Bruna Crespi’ nin zorlaması üzerine, belediye başkanı bir bildiri yayınlayarak, sinemanın seyircilerin duygusal patlamalarını gerektirmeyen bir görüntü makinesi olduğunu açıkladı. Bu cesaret kırıcı açıklamadan sonra, çoğu kişi kendilerini yeni ve gösterişli bir Çingene numarasının kurbanı saydılar ve kendi dertlerinin kendilerine yettiğine, bir de hayali kişilerin düzmece felaketlerine gözyaşı dökmenin gereksiz olduğuna karar verip sinemayı boykot ettiler.

Macondolular’a da, onların bu düşüncesini kaleme alan Marquez’e de hak verdim doğrusu…

Yiğidi Öldürse De Hakkını Veren Sandru

Bu yazıyı paylaş da bir havan olsun!

Sen ne diyosun bu işe?