Butik Küba Rehberi :)

Gençlik Hello,

Geçen yazımı okuduysanız 17 Ocak’ta yapılacak olan düğünümün ertelendiğini yakalamışsınızdır. (Okumadıysanız kesin okuyun çok komik, Bir Yemin Ettim Ki Dönemem için hemen tık tık!)

Düğünü biraz geç yapsak da, iptal edilen düğünün peşindeki balayımızı yaptık! Süperdi simple smile Butik Küba Rehberi :) Eğer Küba’ya gitmediyseniz ve gitmek niyetindeyseniz altını çize çize söylüyorum ki, acele edin!  Sebeplerini uzuuuuun uzuuuun anlattım! Ordan burdan herkesin bu yazıyı göndermemi istemeleri üzerine, aşağıya Şalom Gazetesi için hazırladığım Küba Rehberini kopyalıyorum! Şimdi basın, uçakta keyifle göz atın derim simple smile Butik Küba Rehberi :)

Yok benim vaktim çok illa şimdi okicam diyorsanız arkaya bir iki şarkı koyun bari de iyice havaya girin. Küba’nın bugünlere nasıl geldiğini okurken Hasta Siempre iyi gider simple smile Butik Küba Rehberi :)

Bu Dünyada Bambaşka Bir Dünya: Küba

Halka açık bir gazetede yazmak ne kadar doğru oldu emin değilim ama 15 seneyi aşkın gidilecekler listemde yer alan ülkeyi, Küba’yı sonunda gezme fırsatını buldum. Ve artık gitmiş, görmüş biri olarak söylüyorum gerçekten dilime doladığım kadar varmış simple smile Butik Küba Rehberi :) Küba dünyanın öbür ucunda tropik bir ada değil, bu dünyada bambaşka bir dünya adeta!

Gidecekler için “gaz verme” niteliğinde, gitmeyecekler için ise “gitmiş kadar oldum” diyecekleri bir yazı yazmanın peşinde kollarımı sıvadım ve bilgisayarın başına geçtim.

Peşinen söyleyeyim Küba’ya özel bir ilginiz yoksa, Küba’ya gitmeyeceksiniz, çok okuyan çok bilir kafasında değilseniz hiç başlamayın! Yazı çoo…k uzun!

1. Bölüm: Küba’yı Anlamak & Küba Tarihi

IMG 7438 e1461166127170 768x1024 Butik Küba Rehberi :)Küba’yı anlamak için geçtiği yollara hakim olmak gerekiyor. Doğru arka plan bilgisi ile her gördüğünüz binanın, kişinin ya da eşyanın neden ve niçin orada olduğunu, nasıl oraya geldiğini kolayca anlayabiliyorsunuz. Küba dolu dolu tarihi ve daha önemlisi sosyalizm esaslı yasaları ile iyi bir rehber eşliğinde gezilmeyi hak eden bir ülke. Tabii ki, her ülkeye olduğu gibi valizinizi kapıp, uçak ve otel rezervasyonlarınızı yapıp gidebilirsiniz. Ancak güvendiğiniz bir turla, iyi bir rehber eşliğinde gitmek şahane olur. Bizim turumuz ne yalan söyleyeyim harika değildi. Neyse ki ben gitmeden dersimi çalışmıştım. Ve ilk tavsiyem, size de gitmeden dersinizi çalışmanız.

Tabii ki, Küba’nın tarihine gazetedeki bir yazıdan hakim olmak mümkün değil! Ama Küba’yı ve “Küba bozulmadan gitmek lazım.” diyenlerin ne kastettiğini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.

  1. Kübanın ilk sakinleri Guanahatabey ve Kiboni Yerlileri Ardından adaya Taynonlar gelmiş. Ve o zamanlar adanın nüfusu 80-100 bin civarında.
  2. Kristof Kolomb 1942 yılında Küba’yı keşfediyor ve Küba İspanyol sömürgesi olarak tarih kitaplarındaki yerini alıyor. Çok yabancı olmadığımız bir hikaye ile sömürgecilerin baskısından ötürü, açlık, sefalet ve mecburi göçlerle adanın nüfusu 5 bine kadar düşüyor. Ardından adaya gelen barış ve düzen, hayvancılık, tütün ve şeker kamışı üretimi ile birlikte ada nüfusu tekrar 50 bine çıkıyor. Afrika’dan çok sayıda köle bu sektörlerde çalıştırılmak üzere adaya getirtiliyor. 1862’de köle ticaretinin sona ermesi ile iş gücü açığının kapatılması için Meksika ve Çin’den işçiler gelmeye başlıyor.
  3. Ardından Küba halkı bu sömürgecilik meselesine ayaklanmaya başlıyor. Her ne kadar ortamı yumuşatan anlaşmalar yapıldıysa da sonunda Jose Marti önderliğinde siyasi örgütler bir araya geliyor ve gerilla usulü bir savaş ile İspanya’ya baş kaldırıyorlar. (Jose Marti Küba’nın ulusal kahramanı. Aynı zamanda da şair. Küba ve Latin Amerika ülkeleri dışında fazla tanınmasa da burada bağımsızlığın en büyük simgesi o ve geziniz esnasında sık sık karşınıza çıkacak.)
  4. Kübalılar fena gitmiyor; neredeyse bağımsızlıklarını kazanmak üzereyken, ABD’nin Havana yakınlarındaki Maine isimli gemisi batırılıyor. ABD bu durumdan İspanya’yı sorumlu tutuyor, İspanya inkar ediyor. Amerika’nın savaşa girmek için kendi gemisini kendileri batırdığına dayanan teoriler bile mevcut. Gerçek veya değil Amerika Küba’nın yanında savaşa giriyor ve Küba’nın zaferine ortak oluyorlar.
  5. Küba’nın ilk başkanı Tomas Estrada Palma emirleri de maaşını da ABD’den alıyor. Zira Küba ABD için gerek jeopolitik konumu gerekse ekonomik sebeplerden ötürü (şekerpancarı) çok önemli bir ülke. Bu yüzden ipleri sıkı tutuyorlar. Hatta 1903’te Cumhuriyet kurulduktan 1 sene sonra Platt anlaşması ile Amerika Küba üzerindeki egemenliğini garanti altına alıyor.
  6. Bu yıllarda Küba çok zenginleşiyor. Ve Havana dünyanın en güzel şehirlerinden biri haline geliyor. Asıl o zaman gitmek vardı Havana’ya diyeceğim ama bizimkiler ellerinden geleni yapmışlar zaten. 1900’lerin başında, Havana en popüler dönemini yaşarken, Edirne’de yaşayan ve Balkan savaşlarından rahatsız olan babaannemin ailesi Küba’ya taşınıyor ve bir Sefarad Yahudisi olan babaannem Küba’da dünyaya geliyor. -Bir kaç nesille tüm eğlenceyi kaçırmışım anlayacağınız.- Ve tabii ki babaannemin ailesi yalnız değil. 1910-1920 seneleri arası Küba’ya Türkiye’den çok sayıda Yahudi göç ediyor.
  7. Havana her ne kadar güzel olsa da, ülkenin diğer bölgelerindeki yoksulluklar, yolsuzluklar ve baskılar devrime zemin hazırlıyor. Grevler başını alıp gidince Diktatör Machado sıkı yönetim ilan ediyor ve grevcilerin üzerine orduyu salıyor. Bir çok ölüm gerçekleşiyor ve bu bardağı taşıran son damla oluyor. Ardından Küba Bağımsızlık Savaşı kahramanlarından birinin oğlu olan Carlos Manuel Cespedes getiriliyor. Bundan 1 ay sonra Batista adında bir çavuş ekonomik taleplerle bir devrim başlatıyor. Üniversite Öğrenci Yönetimi ile ittifak kuruyor ve Cespedes’i deviriyor. İktidar, Beşler Konseyi’ne devrediliyor. Beşler Konseyi’nin başındaki Ramon Grau San Marti “Küba için Küba” isimli bir kampanya başlatıyor. Amerika bu kampanyadan rahatsız oluyor ve Ocak 1934’te adaya 30 savaş gemisi yolluyor. Grau hükümet başkanlığını Amerika’nın ve ordunun baskısı ile Albay Carlos Medieta’ya bırakıyor. 1934-1940 yılları arası uluslararası konjonktürde bir çok değişiklikler olurken, grevlerin de etkisi ile Batista Komünist Parti ile de ittifak kurarak başa geliyor.
  8. 1950’lerde Havana sadece dünyanın en modern şehirlerinden bir tanesi değil aynı zamanda Kuzey Amerika mafyasının yönettiği bir zevk adası haline geliyor. Fahişeler, kumarhaneler, eğlenceli gece kulüpleri, şahane kokteyller, kolay bulunan uyuşturucu derken dünyanın en çılgın şehri haline geliyor. Şehrin sinemaları, tiyatroları restoranları dünyanın belli başlı şehirleri ile yarışıyor, söylentilere göre o zamanlar zenginliğin belirgin göstergelerinden olan Cadillac’ın dünyada en fazla bulunduğu şehir haline geliyor. Ancak Havana hariç Küba’nın diğer şehirlerdeki yoksulluk son hızıyla artıyor. Anlayacağınız görünürde Havana Karayipler’in tatil beldesiydi ama suikastlar, aniden kaybolan protestocular, intiharlar ve yer altında çalışan Batista karşıtı örgütler zevk adasının sonunu, ‘devrim’i hazırlıyor.
  9. 1950’lerde komünist gruplardan birinin lideri olan Fidel Castro, 1953’te Moncada Kışlası’na düzenlediği başarısız bir baskının ardından bir süre hapis yatıyor. Daha sonra çıkan affın ardından Meksika‘ya giden Castro 1955‘te 26 Temmuz Hareketi‘ni başlatıyor. Arjantinli devrimci Che Guevara‘nın da yer aldığı örgütün Aralık 1956‘da Küba’da başlattığı gerilla hareketi, zamanla öteki gruplardan da destek alarak Batista’ya bağlı birliklere önemli darbeler indiriyor ve sonunda 1 Ocak 1959‘da Batista ülkeyi terk ediyor. Küba için Castro liderliğinde yepyeni bir yönetim başlıyor. Castro iktidara geldikten sonra köklü toprak reformu gibi adımlarla geniş bir kesimin desteğini kazanıyor. Bu dönemde gerçekleşen Toprak kamulaştırmalarından zarar gören Amerika Birleşik Devletleri şirketlerinin baskısıyla ABD’nin Küba’ya uyguladığı iktisadi ambargo ve bunu izleyen Domuzlar Körfezi Çıkarması, Castro’nun SSCB ile yakın bir ilişkiye girmesini sağlıyor ve Küba’yı sosyalist bir yönetime yönlendiriyor.
  10. Bugüne kadar Küba ile ilgili ne görmüş, ne okumuş olursanız olun, hangi ekonomik görüşü desteklerseniz destekleyin temel ihtiyaçlar bakımından Küba’ya çok iyi geliyor:  – Havana’daki fahişeler, uyuşturucu bağımlıları rehabilitasyona giriyor. Bu kişilere yeni iş olanakları sağlanıyor.- %76.4’lük okuryazar oranı 1961’in Küba Eğitim Yılı haline gelmesi ile sadece 1 yılda ülkenin geri kalanına da okuma yazma öğretiliyor. Okul sayısı neredeyse iki katına çıkıyor. 10. Sınıfa kadar eğitim zorunlu hale geliyor ve her seviyede eğitim ücretsiz oluyor. 2010 istatistiklerine göre Küba’da okur yazar oranı %99.8.- Sağlığa gelince; devrimle birlikte çoğu özel çalışan ve 6.000 olan hekim sayısı 61.000’e yükseliyor. Hekim sayısına, tıp fakültelerine, aşılamaya, sağlıklı yaşamı teşvik programlarına verilen destek ve önem ile 60 yaşın altında olan ortalama yaşam süresi devrim ile birlikte 76’ya çıkıyor. Küba bu oranla Dünya’daki ilk 25 ülkeden biri oluyor. Küba’da bugün 184 kişiye 1 doktor düşüyor ki, kişi başına düşen doktor sayısı ile Küba dünyada ilk sırayı alıyor.- Devlet herkese belirli bir oranda yiyecek ve temizlik malzemesi yardımı yapmaya başlıyor.- Ve hangi işte, hangi pozisyonda çalışırlarsa çalışsınlar tüm yurttaşlar benzer parayı kazanmaya başlıyor. Maaşınızı çok az arttıracak şey ise kıdeminiz. Yani kıdemli bir işçi, fabrikasındaki yöneticisinden –aradaki fark çok ufak da olsa- daha fazla maaş alabiliyor.- Hal böyle olunca ülkede inanılmaz bir huzur ve barış hüküm sürüyor. Herkes güleryüzlü, yardımsever ve mutlu. Benim fikrim bu işin sırrının çok açık olduğu yönünde. Kişinin ve gelecek nesillerin barınma, beslenme, eğitim ve sağlığı güvence altında. Öbür yandan; herkes ne yaparsa yapsınlar ne fazla uzayamayacak ne de kısalamayacak olduğunu biliyor. Yani bir yandan gelecek ile ilgili stresin yok, her şey güvence altında; öbür taraftan geleceği şekillendiremeyeceğini bildiğin için mecbur anı yaşıyorsun. Zaten bugün mutluluğun formülü tüm bilirkişiler(!) tarafından böyle açıklanmıyor mu; stresi azalt ve anı yaşa
  11. 1990’ların başında SSCB’nin de yıkılması ile beraber Küba yepyeni bir döneme giriyor. Sokakta konuşacağınız tüm Kübalılar bu dönemi bir felaket olarak nitelendiriyor. Ekonomik açıdan çok zorlanıyorlar. Neredeyse hiç bir ülke ile ticaret yapamıyorlar, temel besin maddelerine ulaşamıyorlar, açlık ve sefalet tüm ülkeyi kırıp geçiyor. Küba’nın bu durumla baş etmek için iki seçeneği var. Ya bugüne kadar getirdikleri ve temel ihtiyaçları karşılama konusunda tüm ülkeyi kalkındıran sosyalizmden vazgeçecekler ya da sosyalizme sosyalizmin eşitlikçi anlayışından taviz vererek yeni bir boyut getirecekler. İkincisini tercih ediyorlar ve ülkede “özel dönem” ismini verdikleri yeni bir dönem başlıyor.
  12. Ülke turizme açılıyor. Yabancı yatırım desteklenmeye başlıyor. %50 yabancı yatırım %50 Küba devleti ortaklığı ile bir çok turizm yatırımı gerçekleşiyor. Ülke ekonomisi turistler ve vatandaşlar için farklı para birimleri ile iki ayrı ekonomiye bölünüyor. Castro’nun hayali turistlere farklı vatandaşlara farklı bir Küba sunmak ve mümkün mertebe ikisini birbirinden ayrı tutmak. Bunun için Küba’nın turkuaz denizi, bembeyaz kumları ise birebir.
  13. Durum böyleyken, Kübalılar için turizm en çok tercih edilen sektör haline geliyor. Turizm ve turizme bağlı işler diğerlerine göre avantajlı konuma geliyor. İnsanlar okumak yerine bir otelde turistlerin valizlerini taşıyıp onlardan bahşiş almayı tercih ediyorlar. Sadece kafanızda canlandırmanız için söylüyorum. Çalışarak kazanacağınız para aylık 45 TL civarı. Ancak bir otelde valiz taşıyarak bir seferde 15 TL kazanabilirsiniz. Daha itibarlı bir meslek isteyenler, Kübalıların kendi evinde işletecekleri, Paladar ismi verilen, turistlere yönelik küçük restoranlar açıyor, Casa Particular adı altında –bizim bildiğimiz tabiriyle AirB&B- evlerini pansiyona çeviriyorlar. Ve tabii ki fahişelik yeniden hortluyor. İnsanlar fahişelik ya da eskortluk yaparak, başka bir meslekte çalışarak ömürleri boyunca bir arada göremeyecekleri parayı bir gecede kazanabiliyorlar. Yani Castro’nun turistler ülkenin tadını çıkartsın ve para bıraksın, Kübalılar da bildikleri gibi yaşama devam etsin hayali tam olarak gerçek olamıyor.
  14. Ancak Fidel Castro bu duruma rağmen eşitliği sağlamayı başarıyor. Kübalılar paraları olsun olmasın birbirlerine benzer hayatlar yaşıyorlar. Zira, yurt dışına çıkmak yasak. Turistlere özel hizmet veren otellere, gece kulüplerine, marketlere vatandaşların girmesinin yasak. Yani paran varsa da harcayacak yerin yok. Yatırım yapamıyorsun, ev alamıyorsun, başka marka sabun alamıyorsun gibi gibi… Bunun nasıl bir eşitlik anlayışı olduğunu sorgulatsa da Küba’nın tarihine hakim olmadan bu düzenin gerekliliğinin anlaşılmasının mümkün olmadığı söyleniyor. Aslı Pelit’in kitabında yer verdiği 32 yaşındaki felsefe öğrencisi Yamel’in cümleleri ile durum şöyle: “ Benim jenerasyonum, bu ülkeyi, 10 günlüğüne tatil yapan turistten daha az tanıyor. Buralı olduğumuz halde, bazı plajlara, koylara gitmemiz mümkün değil. Ancak bir yabancı ile evlenerek bu güzelim yerleri görebiliyoruz. Siz olsanız sinirlenmez misiniz bu duruma?”
  15. Fidel Castro’nun rahatsızlanması ve yerine daha özgür fikirli olan kardeşi Raul Castro’nun gelmesi ile birlikte işler değişiyor. Örneğin önceleri sadece evde yaşayanların çalışabildiği ve maksimum 14-16 turiste hizmet verebilen Paladarlar şekil değiştiriyor. Bugün Paladar sahipleri istediği kadar turisti ağırlayabiliyor ve ev halkından olsun olmasın istedikleri kadar adam çalıştırabiliyor. 1950’lerden kalma üstü açık arabalar şehir turu yapan taksiler olarak çalışabiliyor. Saati 90 TL!!! (Unutmayın devlette çalışanların –yani çoğunluğun kazandığı para aylık 45 TL) Aynı zamanda Kübalılara alışveriş yapamadıkları market ve dükkanların kapıları da açılmaya başlıyor. En önemlisi Kübalılar için yurt dışı yasağı kalkıyor. Yani Kübalılar için hem para kazanmalarının önü daha da açılıyor hem de kazandıkları parayı harcayabilecekleri ortam yaratılıyor. Bunun yanı sıra özellikle Amerika ile gelişen ilişkilerle beraber ambargonun kalkacak olması kararı işin çehresini iyice değiştiriyor.

Küba’nın turistik olmayan yerlerinde bu durumu bu kadar keskin şekilde görmek mümkün değil. Ambargonun kalkma kararı da henüz yürürlüğe girmiş değil. Devrim sonrası çok rahat ithalat yapılamadığından etrafa –özellikle arabalara- bakıldığında zaman 1959’da durmuş gibi gözüküyor. Bunun yanı sıra halkın büyük çoğunluğu hala eşit gözüküyor, eşit yaşıyor ve en önemlisi eşit olduğunu düşünüyor. Dolayısı ile huzur ve barış hala ülkeye hakim. Aydınlatmanın masraflı olmasından ötürü, karanlık ve kırık dökük, başka bir ülkede olsa ne işim var burada deyip sizi korkutacak olan mahallelerde yürümek, tedirgin bile etmiyor adamı. “Küba bozuluyor, bozulmadan gidin.” diyenler Küba’da zamanın duruşunu, eşitliği, huzuru ve barışı kastediyorlar işte!

Küba’yı gezme niyetiniz varsa öncelikle bu sayfayı, koparıp kıvırıp cüzdanınıza koyun. -Biraz daha modernseniz, fotoğrafını da çekebilirsiniz tabii :)- Zira tekrar okumak için upuzun bir uçak yolculuğunuz olacak.

2. Bölüm: Küba Rehberi

Önce sıradaki şarkıyı çalın bakalım! Buena Vista Social Club’tan Chan Chan’ı seçtim bu kısım için simple smile Butik Küba Rehberi :)

Küba’dan, Küba’daki hayattan ve keşfedilişinden bu yana hangi yollardan geçtiğinden bahsetmiştim.  Bu adayı bizzat keşfetmeye karar verenler için Bu Dünyada Bambaşka Bir Dünya: Küba yazı dizisinin ikinci bölümünde hiçbir yere benzemeyen bu ülke için kendi tavsiyelerimi içeren butik bir rehber hazırladım!

Küba’ya Gitmeden…

Küba’yı hakkını vererek gezmek istiyorsanız, edindiğiniz Küba rehberinin ya da tur programının yanı sıra, Küba hakkında kitaplar okuyabilir, filmler izleyebilirsiniz! İşte aralarından seçim yapabileceğiniz bir liste. Aslı Pelit’in Siempre Havana isimli gezi kitabını okumak iyi bir fikir olabilir. Ayrıca Çilek ve Çikolata (Fresa y Chocolate) isimli filmi –ki ben hala izlemedim- izlemek faydalı olacaktır. Zira Küba’yı ve sosyalizmi anlatan bu filmin çekildiği ev şimdi Küba’nın en ünlü restoranı, ilk sahnesindeki dondurmacı ise Kübalıların favori mekanı. Bunların yanı sıra Küba Emperyalizmi Yargılıyor (Ernesto Che Guevara & Fidel Castro), Savaş Anıları – Küba Günlüğü (Ernesto Che Guevara), Küba Sarı Sıcak bir Pencere (Cüneyt Göksu & Serpil Yıldız), Bir Halkın Günlük Yaşamından Kesitler (Evren Madran) kitaplarını okuyabilir, Memories Of Underdevelopment (Tomás Gutiérrez Alea), The Last Supper (Tomás Gutiérrez Alea), Madagascar (Fernando Pérez), Life Is A Whistle (Fernando Pérez), Buena Vista Social Club (Win Wenders), Suite Habana (Fernando Pérez), Death Of A Bureaucrat (Tomás Gutiérrez Alea), Lucia (Humberto Solás) filmlerini izleyebilirsiniz.

Hangi Şehirleri Gezeceksiniz?

Küba’da 60 tane şehir var. Hepsini bir tatile sığdırmak tabii ki imkansız. Havana’yı görüp görmemek bir tartışma konusu bile olmamalı. Bunun yanı sıra ben 10 günde Matanzas, Cienfuegos, Santa Clara, Pinar Del Rio, Trinidad ve Varadero’yu gördüm. Pinar Del Rio’da; Küba’nın en önemli gelir kaynaklarından biri olan ünlü purosunun hazırlandığı tütünlerin tarlaları ve fabrikalarını gezebilir, doğa ile buluşabilirsiniz. Varadero bembeyaz kumları, turkuaz denizi ile bir tatil cenneti. Santa Clara, Che Guevara’nın şehri olarak biliniyor ve mozalesi, müzesi burada… Unesco’nun korumaya aldığı Trinidad ise hem turistik meydanı hem de ara sokakları ile benim favorim.

Havana’da Binalar Konuşuyor!

Havana’da binalar konuşuyor diye başlık attım ama konuşmakla kalmıyor, resmen tarih anlatıyorlar! Siz ne kadar araştırırsanız araştırın bana kalırsa; okumayı bilene Küba tarihini en güzel şekilde anlatan kitap Küba mimarisi.

Küba mimarisi, Küba’nın keşfinden sonra ilk 400 yıl İspanyol ve Arap stillerinin etkisinde gelişiyor. Bu dönemde yüksek tavanlı, büyük ahşap kapılı, tek katlı taş yapılar yapılıyor. Ve ardından halk zenginleşse de yeni yapılan yapıların bazı aynı kalıyor, ancak biraz barok tarzın etkileri görülmeye başlanıyor. Tek katlı yapılar 2-3 kata çıkıyor. İşte Eski Havana’da muhteşem bina diyeceğiniz tüm binalar da, bu dönemde, yani 18. Ve 19. YY’da inşa edilmiş ve Küba’nın önemli zenginlerine, politikacılarına ait evler, saraylar.

İşin aslı Küba tarzı mimari diye bir şey olmasa da, bu dönem mimarisindeki bazı işlevsel unsurlar Küba’ya has. Örneğin pencere ve kapıdaki demir parmaklıklar, sıcak sebebiyle her daim açık olan camlardan yabancıların girmesini engellemek üzere, camların üzerindeki vitraylar (Mediopuntos) güçlü güneş ışınlarını engellemek ve sade Küba evlerine renk katmak amaçlı, balkonları birbirinden ayıran demir ayraçlar (Guardovecinos) komşular ile araya mesafe koymak ve geçişi engellemek için, yüksek tavanlı evler ve asma tavanlar (Barbacoas) sıcağın etkisini azaltmak için, apartmanların önündeki kolonlar, yürürken aşırı güneşten ve birden bastıran tropik yağmurlardan kaçmak amacıyla inşa ediliyor.

Ardından Küba Amerikan Mandası altına girince Amerikan etkisi kendini Havana mimarisinde de hissettirmeye başlıyor. Çok net bir örnek olarak, New York’taki Astioria Waldorf Hotel’in mimarları tarafından tasarlanan Sevilla Biltmore Hotel’i verebilirim. Şehir bu dönemde batıya doğru büyüdüğünden, Havana’da merkezden batıya doğru ilerledikçe Amerikan etkisini görebiliyor, hangi evlerin bu tarihlerde yapıldığını kolayca anlayabiliyorsunuz. Miramar ve daha batısındaki mahallelerde kendinizi Miami’de dolaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Amerikan stili kaplama cepheli evler, bungalovlar, gösterişli dekorasyonlar, büyük bahçeler ve banliyö stili mahalleler…

Amerikan stili ülkeye git gide daha çok hakim olurken devrim gerçekleşiyor. Devrimin ilk yıllarında zenginler ve profesyonellerin ülkeyi terk etmeleri nedeniyle yapı sektörü duraksıyor. Ardından ise, Sovyet stili, işlevsel ve kelimenin tam anlamıyla “çirkin” binalar yapılmaya başlanıyor. Eski de olsa, kırık yıkık da olsa, bu kadar güzel binadan oluşan şehrin ortasında ne işi var şimdi bu binanın diyorsanız, bilin ki o yapı devrim zamanında inşa edilmiştir.

Meydanlardaki ve meydanlara yakın binalar yepyeni, diğerleri dökülüyor diyecek olursanız, bunun sebebi, oldukça yavaş olsa da tüm şehrin restorasyondan geçiyor olması ve bunun da sırayla yapılıyor olması. Bir sokak masallardan çıkmış saraylarla ile süslüyken hemen arkasındaki sokak kırık dökük binalarla doluysa, restorasyonun kaldığı yeri buldunuz demek. Tebrikler J

Kübalı Gibi Gezin!

IMG 7377 e1461166582127 768x1024 Butik Küba Rehberi :)Her ne kadar ülkeyi Turizm’e açarken Castro’nun hayali, turistleri Kübalıların hayatlarından mümkün mertebe uzak tutmak olsa da, yıllardır turistlerin ortak hayali Kübalıların hayatlarına şahit olmak. Sizin de bu işte gönlünüz varsa, Küba’yı Kübalı gibi gezmek için benden size bir kaç tavsiye!

San Rafael Sokağı: Zamanında Havana’nın hatta dünyanın en kaliteli dükkanlarını barındıran bu bulvar devrim öncesinden beri Kübalıların en işlek alışveriş sokaklarından bir tanesi. Burada dondurmacıdan, kadın iç giyimine aklınıza gelebilecek her şeyi satan dükkanlar yer alıyor. Cıvıl cıvıl olan bu sokaktaki tropikal meyve, sebze ve et bulabileceğiniz büyük pazar mutlaka görülmeye değer. Biraz yürümeniz gerekebilir, sakın bulamadık deyip vaz geçmeyin! Pazara kadar gitmişken biraz meyve tatmanın da zararı olmaz!

Neptuno Sokağı: Kübalıların gezdiği en canlı sokaklardan bir diğeri ise Neptuno. Burada mutlaka dövizle satış yapılan ve güvenlik sebebi ile çantanızı kapıda bırakmak durumunda olduğunuz sizin için küçük, Kübalılar için büyük olan çarşıya girin. –Çantanızı gezi arkadaşınıza emanet ederek içeriye sırayla girebilirsiniz. -2 dakikada turunuzu tamamlayabileceğiniz bu çarşıdaki ayakkabılara, kıyafetlere, telefon kılıflarına bakarken, bu ürünlerin Kübalılar’ın kapıda çantalarını bırakmalarını gerektirecek kadar kıymetli olduğunu aklınızdan çıkartmamaya çalışın.

Coppelia: Havana’nın ünlü dondurmacısı. Havana turu esnasında bir kaç yerde Coppelia’yı gördüm ancak sizin gitmeniz gereken, La Rampa’daki 23 ve L’nin köşesindeki, dışarıdan devasa bir gazebonun altında yer alan bir park gibi gözüken kocaman dondurmacı Coppelia. Coppelia’nın önünde anlam veremeyeceğiniz uzunlukta kuyruklar oluşuyor. Ve yetkililer dondurma yemek isteyen Kübalıları 30’lu, 40’lı gruplarla içeri alıyorlar. Bir grup dondurma yemesini bitirince sıradaki grubu alıyorlar. Ama siz bir turist olarak, yani başka bir deyişle ülkenin en büyük gelir kaynaklarından biri olarak bu sırayı beklemeden turistlere özel yerden de alabiliyorsunuz dondurmayı. Yalan söylemeyeceğim, dondurmanın tadında çok bir numara yok. Olay o dondurmayı yemek için bekleyen insanları görmek simple smile Butik Küba Rehberi :) Ve tabii yeri gelmişken: Ünlü Çilek ve Çikolata filminin ilk sahnesi bu dondurmacıda başlıyor. Kıtlık yıllarında geçen filmde, Diego David’e devrime gönderme yaparak “Eskiden içinde çilek parçacıkları olurdu, artık sadece kokusu var…” diyor(muş.)

Yara: 1949 yılında yapıldığında ismi Warner Brothers olan daha sonra Yara olarak değiştirilen bu sinema Havana’nın en büyük sineması. Bu sinema yaklaşık 2500 kişilik ve özellikle Cuma ve Cumartesi akşamları gerçekten dolu oluyor. Yara’nın içerisindeki ufak dükkanda burada oynayan filmlerin afişlerini satın almanız mümkün.

Taquechel: Oldukça büyük bir eczane, hem Küba’nın diğer eczanelerinde de olan doğal ilaçları bulmak mümkün hem de aspirin gibi temel yabancı ilaçları bulabileceğiniz tek eczane burası.

Panderia de San Jose: Bu pastanenin sahibi dünyanın ilk seri üretim yapan ekmek makinesini keşfetmiş ve bugün burada hala aynı makine ile ekmek üretiliyor. –Yazının ilk bölümünde Küba’da zamanın durduğundan bahsetmiştim ya, o mesele işte.- Burada, Pastelito de guayaba yani tropik iklimde yetişen ve Küba’da sık karşılaşacağınız bir meyve olan guavalı tatlı çörek çok tavsiye ediliyor. Ben bizzat tattım, ahım şahım bir durum söz konusu değil, sadece fena değil J Çöreğinize eşlik etmesi için hemen yanındaki kahveciye uğrayabilirsiniz. Bu kahveci Kübalılar arasında çok meşhur ve genelde önünde sıra var. Biz bekleyemedik ama zamanınız ve sabrınız varsa deneyebilirsiniz.

Turistik Harikalar:

Her ne kadar Kübalı gibi gezmek, Küba’yı yaşamanın en harika yolu olsa da, turistik meydanları, müzeleri, tarihi eserleri görmeden dönmeyin! Gezecek çok yer var fakat benim not defterimde yıldız almış turistik aktiviteler şöyle:

Plaza Vieja: Havana’da görmeniz gereken bir çok meydan var ama ben sizin için Plaza Vieja’yı seçtim. Plaza Vieja’nın restorasyonuna 2000 yılında başlanıyor. 8 Yıl süren restorasyonun ardından tamamen yenileniyor. Bu meydanda açık havada oturabilir, keyifle etrafı seyredebilirsiniz.

Camara Oscura: Camara Oscura yani Türkçesi ile Karanlık Oda turistler tarafından henüz keşfedilmemiş bir yer. Plaza Vieja meydanında, Brasil ve Mercaredes sokaklarının köşesinde bulunan sarı binanın en üst katında yer alıyor. Camara Oscura sadece tepede bir noktadan ışık alıyor ve bir periskop yardımı ile dışarıdaki görüntüyü odadaki yuvarlak perdenin üzerine yansıtıyor. 360 derece dönerek tüm Havana’yı gerçek zamanlı olarak görebilmenizi sağlıyor.

Gran Teatro : 1936’da Havana’daki Galiçyalılar’ın Tacon Tiyatro Binası ve hemen bitişiğindeki araziyi alarak inşa ettikleri tiyatro binasının güzelliğini gündüz de görmemek mümkün değil fakat akşam tüm şehir karanlıkken ışıklandırıldığında bir başka olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Biz rastlamadık fakat bale gösterisi varsa bilet almanız tavsiye ediliyor, zira duran zaman, orijinal sahne ve koltukları ile birlikte 19. yy’ın şatafatına gitmeniz mümkün.

Parque Central & Taxi Turu: Tiyatro binasının hemen karşısında yer alan Parque Central günün her saati hareketli. Meydanın tam ortasında Küba’nın ulusal kahramanı olan Jose Marti’nin heykeli yer alıyor. Ölümünün 10. yılında, yani 1905’te yapılmış. Hemen meydanda, Hotel Parque Central’in önünde (Havana’yı gezdiğimiz her gün temiz tuvaletlerini kullandığımızı söylemem de faydalı bir gezi tüyosu olacak sanıyorum.), sokaklarda sık sık gördüğünüz, 1950’lerden kalmış üstü açık arabaları yan yana dizilmiş bir biçimde göreceksiniz. İster rotanızı kendiniz çizin, ister standart bir şehir turu alın ama Tükiye’de çok yüksek fiyatlarla kiralayabileceğiniz bu arabalarla şehri mutlaka gezin.

Edificio Bacardi: Türkçesi ile Bacardi Binası. Bana kalırsa 1932’de yapılmış bu binada da, üst katındaki terasında da bir numara yok fakat hikayesinden dolayı görülmesi gerekir diye düşünüyorum.

Rom, şeker kamışından yapılan bir Küba içkisi. Küba’da neredeyse her şehrin kendine özgü bir romu var. En ünlü rom markalarından bir tanesi ise Bacardi. Eğer yaşınız yettiyse ve 1959 öncesi Bacardi’yi tatma fırsatınız olduysa gerçek Bacardi’yi içebilen şanslı kişilerdensiniz demektir. Bacardi aslında Santiago De Cuba’da kurulmuş bir aile şirketi. Devrimden sonra aile Puerto Rico’ya kaçıyor ve şirketlerini de buraya taşıyor. Bu aile bugün anti-Castro ve devrim karşıtı örgütlere en yüksek meblağda maddi yardım yapanların da başında geliyor. Havana’daki büyük Bacardi Binası ise bugün küçük küçük bir çok ofise ev sahipliği yapıyor.

Malecon: Malecon, 10-12 km uzunluğunda, Türkler tarafından İzmir’in Kordon’una benzetilen bir sahil şeridi. Burası özellikle hafta sonları hem Kübalılar hem de turistler tarafından ziyaret ediliyor ve cıvıl cıvıl oluyor. Öpüşen çiftler, salsa ritimleri çalan müzisyenler, kitap okuyanlar dahil çeşit çeşit insan görebilirsiniz. Malecon’un bir diğer özelliği Küba’nın, Havana’nın ve sosyalizmin kuzey sınırı olmasıdır. Miami, buradan sadece 90 mil uzaktadır. Bu yüzden Kübalılar Miami’ye, sanki yol tarifi gibi Malecon y 90 (Malecon ve 90) da diyorlar.

Plajda Bir Gün: Varadero’yu programınıza dahil ederek bir gününüzü plajda geçirebilir, şanslıysanız tropik bir kuş ile birlikte yüzebilir, kışın ortasında güneşlenebilirsiniz. Otelinizde varsa masaj yaptırmayı da deneyebilirsiniz! Gezdiğinizde anlayacaksınız zaten, burası gerçek Küba değil, tatil keyfi mekanı!

Trinidad: Bu şehirde fotoğraf makinenizi (ya da telefonunuzu) elinize alıp, ara sokaklara dalarak muhteşem kareler yakalayabilir, küçük bir şehirde yaşayan Kübalıların hayatlarına konuk olabilirsiniz. Akşam ise meydandaki merdivenlerde, Casa de la Musica’da oturabilir, müziğin, dansın ve mojitonun tadını çıkarabilirsiniz. Bana kalırsa Küba’nın en iyi mojitosu burada!

60ccdf13 3411 4de0 87ce e9e83982554d Butik Küba Rehberi :)

Bunları Yemeden & İçmeden Dönmeyin!

Ne yiyip içeçeğinizi anlatacağım. Ama önce sırada şarkı simple smile Butik Küba Rehberi :) Guantanamera!

Size tavsiyem; tropik bir adaya tatile gidiyor olduğunuz düşüncesinin sizi yemek konusunda heyecanlandırMAması. Zira yemek konusunda beklentilerinizi düşürmeniz tatilden daha memnun kalmanızı sağlayacak. Küba’yı anlatan bir “Podcast” de yer alan espride; devrimin Küba’dan götürdüğü 3 şey için sabah kahvaltısı, öğlen yemeği ve akşam yemeği deniliyordu. O derece vahim yani simple smile Butik Küba Rehberi :)

İspanyol mutfağına dayanan, Afrika ve Küba yerlilerinin de etkisini taşıyan Küba mutfağına Kreol Mutfağı deniliyor. 90’lı yıllarda açlık kapıyı çaldığında, Özel Dönem Tarifleri Kübalıların hayatına girmeye başlıyor. Greyfurt kabuğundan yapılmış şnitzel, patatesten yapılmış mayonez, patlıcan tatlısı gibi olmayacak yemekler yapılmak durumunda kalınıyor. Her ne kadar, şimdi durum biraz düzelmiş olsa da Kreol Mutfağının “zenginliği” ile karşılaşmak mümkün değil.

Ropa Vieja dedikleri ilmek ilmek et, siyah kuru fasülye, beyaz pilav, kızarmış muz, kızarmış tatlı patates ve krem karamel Küba klasikleri arasında. Yerseniz… Ayrıca –ben yemiyorum- fakat ıstakoz her yerde ve ucuz. Bence, hazır yemekler çok da süper değilken tercihinizi tavuktan yana kullanın. Zira buradaki tüm tavuklar koşan tavuk.

Havana’da gidebileceğiniz üç tip restoran var. Devlete ait ve Küba pesosu ile hizmet veren restoranlar, devlete ait ve servisi çok daha iyi olan, turistlere özel para birimi CUC ile hizmet veren restoranlar ve halk arasında “Paladar” olarak adlandırılan ev restoranları. Eskiden paladarlarda sadece evde yaşayan kişiler çalışabiliyor ve maksimumda 14-16 turiste aynı anda hizmet verilebiliyormuş. Fakat biz gittiğimizde -2016 Ocak- paladarlar, ev lokantası olmaktan çoktan çıkmış, küçük işletme haline gelmişti.

İster Kreol mutfağı tercih edin, ister İtalyan veya farklı bir mutfak; illa doyacak bir şeyler buluyorsunuz. Ancak ümitle gittiğimiz tüm restoranlardan hayal kırıklığı ile çıktık. Yine de bir kaç restoran tavsiyesi duymak isteyenler için;

  • La Guarida, ünlü Çilek ve Çikolata filminin çekildiği paladarın ambiyansı görülmeye değer. Yemekler Küba standartlarına göre gayet iyi. Öğlen yemeği için bile gidecek olsanız bir kaç gün evvelden rezervasyon yaptırmayı unutmayın.
  • Miramar’da balık ve deniz mahsulleri yiyebileceğiniz La Fontana oldukça havalı ambiyansa sahip bir diğer restoran.
  • Plaza de la Catedral’deki El Patio da en çok tavsiye edilen “paladar”lardan biri. Canlı müzik çok hoş fakat yemekler tabii ki vasat simple smile Butik Küba Rehberi :)
  • Plaza Vieja’daki Cafe Bohemia’da yediğim İtalyan usulü sandviç baya iyiydi fakat içerisinde Kübalı bir esinti yoktu.
  • Bizim gidemediğimiz Decameron ve Cafe De’l Oriente de sık tavsiye edilen diğer restoranlar.
  • Bunların yanı sıra; tropik bir ülkede olmanın avantajı ile Türkiye’de kolay kolay bulamayacağınız, bulsanız da o kadar lezzetli olmayan meyvelere saldırın simple smile Butik Küba Rehberi :) Her fırsatta; muz, ananas, Hindistan cevizi, guava ve papaya yiyin! – – Sonra, sokakta bulduğunuz her şeyi deneyin simple smile Butik Küba Rehberi :) Mısır, sokak cipsleri, beze, churros… Gördüğüm her şeyi tattım, hiç de pişman olmadım!
  • Yemekten belki yeteri kadar verim alamayabilirsiniz ama konu içmeye gelince aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ülkenin büyük gelir kaynaklarından bir tanesi şekerkamışı! Ve şekerkamışından rom üretiliyor. Neredeyse her şehre özgü bir rom markası var ve rom bazlı kokteyller harika! Küba’da Mojito ve Daiquiri içmeden dönmeyin! Benim tavsiyem mümkün mertebe frozen olanları tercih etmeniz. Neredeyse her cafede bulabileceğiniz bu içkiler için uzun yıllar burada yaşamış Hemingway’in tercihleri Floridita ve Bodegia del Medio Barları. Biraz turistik hale geldikleri için kalabalıklar. Ama denemeye değer.
  • IMG 7186 e1461166442773 300x300 Butik Küba Rehberi :)Yolunuz Trinidad’a düşerse –ki düşmeli bence- La Canchanchara’ya mutlaka uğrayın. Malikanenin yaklaşık 300 yıl önce sedir ağacından yapılmış çatısın altında, canlı müzik eşliğinde, limon suyu, bal ve Santero marka rom ile yapılan, seramik bir çanakta ikram edilen ve bu bara ismini veren Canchanchara’yı deneyin.
  • Ingenos vadisi yakınlarındaki şeker kamışı tarlalarını gezerseniz, şeker kamışı suyundan tadabilirsiniz. Tatmak diyorum çünkü bütün bir bardak içmek için çok şekerli. İçine biraz rom ekletirseniz daha lezzetli oluyor.
  • Ha, bir de devrim öncesi zamandan kalma CocaCola fabrikasında üretilen Tu Cola var. Hala 1950’lerin CocaCola formülü ile üretiliyormuş. Tadı kolalı jelibonu andıran bu meşrubatı da deneyebilirsiniz.

Enerjinizi Geceye De Saklayın!

a8b7c313 b438 41d4 b9e1 a51c79b36ca8 Butik Küba Rehberi :)Küba’da gündüz gezilecek çok yer var ama şehir geceleri de uyumuyor. Biraz yüksek ücretli olmasına karşın La Tropicana’yı izlemenizi tavsiye ederim. 40’lı yıllarda Amerika’da doğan Mambo, 1943 yılında Perez Prado tarafından Havana’nın ünlü gece kulübü La Tropicana’da konuklara tanıtılıyor. Nat King Cole gibi Amerika’da sahne alması yasak olan Afrikalı Amerikanları da Havanalılar ve Havana’ya tatile gelen zenginler ilk defa burada izliyor. La Tropicana’da girişte erkeklere puro dağıtılıyor ve şov boyunca içkiler hatta şampanya ücretsiz. Kostümler, müzikler, danslar 1950’lerden kalma. Bir gecenizi Buena Vista Social Club’a ayırabilir, bir gece de La Zorro y El Cuerva’da canlı müzik dinleyebilirsiniz. -Erkekler için konuşuyorum – gideceğiniz tüm bar ve gece kulüplerinde etrafınız tropik Kübalı kadınlar tarafından çevrilebilir, kimileri bir kaç içki, kimileri ise bütün geceyi sizle geçirmek isteyebilir.

İnsanlarla Konuşun!

Küba, sokaklarından yapılarına, arabalarından yemeklerine kadar çok farklı bir deneyim. Ancak bana kalırsa gezimizin en ilginç tarafı Kübalılar ile konuşmak, onların hayatlarını, fikirlerini öğrenmekti.

Örneğin yerel rehberlerimizden bir tanesi Amerika’daki çocuk yuvası basılması ve çocukların öldürülmesinden bahsederken şöyle dedi: “Benim için inanılmaz bir haber. Küba’da her yer son derece güvenli ve bu tarz olaylar bizim için çok garip. Küba bugün belki kusursuz değil ama var olan devletler içerisinde en iyisi!”

Başka bir Kübalı Küba’nın ne kadar özel olduğunu anlatmak için Jack Nicholson’la karşılaşmasından bahsetti. “Bir gün yolda yürürken Jack Nicholson’la karşılaştım. Ona Küba’nın en çok nesini sevdiğini sordum. Normal bir insan gibi karşılanmayı sevdim dedi. Zira Küba’da ne kadar ünlü olursa olsun herkes aynı…”

Taksi turu yaptığımız şoförün oğluna herkesin bayıldığı Che Guevara ve Fidel Castro’dan hangisini daha fazla sevdiğini sorduğumuzda ise; “Che’yi de Fidel’i de çok sevmiyorum açıkçası. Çok kısa bir zamana kadar başka ülkeye çıkışımız yasaktı. Bu nasıl bir özgürlük anlayışı?! En iyisi Raul… Raul ile birlikte bu taksilere ticari yetki geldi ve değerleri yaklaşık 1000 Euro’dan 15000 Euro’ya çıktı. Ama okuduklarınıza bakıp şaşırmayın, Küba’da bu paraları verebilecek adamlar var…” dedi.

Demem o ki, halkla konuştuğunuzda bazı şeylerin tam okuduklarınız gibi olduğunu, bazı şeylerin ise çok farklı olduğunu görüyorsunuz. Ama ne olursa olsun neredeyse herkesin mutlu olduğunu fark ediyorsunuz. Bana kalırsa Küba’nın en güzel tarafı da bu.

1/4 Kübalı Sandru

Bu yazıyı paylaş da bir havan olsun!

Sen ne diyosun bu işe?