Bir Kitap Fragmanı: Sen Benim Hayatımsın

Herkese Hayırlı Bayramlar,

Bu aralar yazacak çok şeyim var, ama oturup araştırıp uzun uzun, güzel güzel yazmak istemiyorum. İçimden gelmiyor. Ben de kolaydan başlayayım dedim.

sen benim hayatimsin 655x1024 e1467723363538 Bir Kitap Fragmanı: Sen Benim HayatımsınVe size bu aralar bestseller raflarını süsleyen Ferzan Özpetek’inSen Benim Hayatımsın” kitabının içerisinden aldığım pasajlarla –pasaj kelimesini hayatımın herhangi bir noktasında kullanacağımı pek düşünmezdim açıkçası – fragmanını hazırlamaya karar verdim! Eğer almaya, okumaya niyetiniz varsa önce benim yazımı okuyun. Ciddiyim simple smile Bir Kitap Fragmanı: Sen Benim Hayatımsın Gerçek bir fragmana yakışır şekilde, kitabın bence en hoş yerlerini sizin için çekip çıkaracağım. Bir kitabı okuyup okumamaya karar vermekte; az önce icat ettiğim bu kitap fragmanı olayının; tavsiye almaktan, kitabın özetini okumaktan, arka kapağa bakmaktan ya da şöyle içini açıp rastgele bir yer okumaktan daha etkili olduğuna karar verdim. Sahi niye bugüne kadar hiç yapmamışlar ki… En fazla arka kapakta 1 paragraf…

Gel gelelim kitaba… Kitap uzun bir mektup ya da sohbet tadında geçiyor. Bir kişi, sevgilisi ile konuşuyor. Kitabın ilk yarısı hangi cinsiyette birinin hangi cinsiyette biri ile konuştuğunu kavrayamıyorsun. Sonradan anlaşılıyor, tipler gaymiş meğer. Belki İtalyan isimlerine daha çok hakim olsam anlardım diyorum kendi kendime. Belki de, Ferzan Özpetek kitabın en başında “ne?!! bunlar gay mi? diye kitabı okumaktan vazgeçecek kitleye (varsa öyle Ferzan Özpetek kitabı alıp, kahramanlar gay diye okumaktan vazgeçecek bir grup), kitap biraz sardıktan sonra açıklamak istemiştir kahramanının gay olduğunu… Neyse kendimce bu sırrı gereksiz bir cebelleşme olarak bulduğum için gönül rahatlığıyla spoiler verdim simple smile Bir Kitap Fragmanı: Sen Benim Hayatımsın

Kitapta güncel zamanda yaşanan çok bir olay yok, aslen okuyucu olarak kahramanın hafızasında yolculuk ediyoruz ve kahramanın parça parça minnoş hikayelerini, düşüncelerini dinliyoruz. -bir de sonunda bu adamcağızın neden free recall yöntemi işe sevgilisine her şeyi baştan anlattığını öğreniyoruz ama orayı söylemeyeyim şimdi…- O zaman, minnoş hikayelerin, düşüncelerin, en keyifli satırlarına doğru buyur edeyim sizi:

Mesela; “herkese olmuştur.” diye başlayan ve cidden de hepimize olan bir olayı, bizim hissettiğimizden daha güzel betimleyen satırlarına…

Herkese olmuştur. Sana birini tanıştırırlar, ilk anda tuhaf bir şey hissedersin. Olumsuz bir şey olması şart değildir, sadece bir gariplik sezersin. O görüntününün arkasında başka şeylerin gizli olduğunu düşündüren, kişiliğini daha çekici kılan bir terslik. Ama sonra fikir değiştirirsin. Karşındaki kişi inanılır olmak, takındığı kişiliğe gerçekten sahip olduğunu göstermek için elinden geleni yapar. Hatta öyle bir noktaya gelirsin ki kendi kendine başlangıçta neden o tuhaf izlenimi edindiğini sorarsın. Açıklanamaz bir şekilde tamamen içgüdüsel bir duygudur. 

Sonra zaman geçer. O insanı tanımaya başlarsın, farklı durumlarda yaptıklarını görürsün. Hem eğelencede, hem kolları sıvamak gerektiğinde. Hem her şey yolunda giderken, hem sorun çıktığında. Ve her zaman içgüdünün haklı olduğu ortaya çıkar. Maskenin arkasında daha karmaşık bir karakter gizlidir, seni hiç beklemediğin zevk ve düşünceleri ile dünya görüşüyle şaşırtır.

— * —

Mesela, sosyal medyanın en çok da instagram’ın büyülü dünyasında en güzel, en eğlenceli, en keyifli duran sahneyi yakalayıp paylaşan, kıskanıldığını ve beğenildiğini görmekten zevk alan insanları hatırlatan, aslında çok tanıdık olan bir hikayenin primitif versiyonunu anlatan satırlarına…

Günümüzde yemek parası olmasa bile son model akıllı telefon almak için insanlar borca giriyor; eskiden, sırf bir sahil kasabasında, tek göz bir devremülkte tatil yapmak için tefecilere başvuranlar vardı; bilinmeyen ve çok ilginç ülkelere gidiyormuş gibi yapanlar da. Yiyecek ve bronzlaştırıcı krem stokladıktan sonra günlerce eve kapanırlardı. Örneğin Gigi. Yalanı, en az birkaç “rüya gibi tatil”den sonra ortaya çıktı.

Gigi’nin sorunu kendisini belli bir refah seviyesinde göstermeyi sevmesiydi ama ne yazık ki meteliksizdi. Buna rağmen, temmuz sonu mucizevi bir şekilde, herkese Madagaskar’a, Mauritius’a ya da Fiji Adaları’na gideceğin söyler, insanların kendisini kıskandığını görerek mest olurdu. Arkadaşlarını son bir kez selamladıktan sonra -“Yarın gidiyorum! On beş gün sonra görüşmek üzere!”- ağustosun başından itibaren görünmez olurdu, ayın otuzuna doğru da bronzlaşmış ve mutlu bir halde ortaya çıkardı.

(…)

Gerçekte tüm “yolculuk” süresi boyunca eve kapanıyordu. Önceden depoladığı konserve ve dondurulmuş yiyecekleri tüketerek yaşıyordu. Ne telefona ne de kapıya cevap veriyordu. Ama her gün kimseye görünmeden balkona çıkıp -en üst katta oturuyordu- yere uzanarak güneşlenmeyi ihmal etmiyordu: Yazın tadını Buco Plajı’nda arkadaşlarıla yüzüp kumlarda güneşlenerek çıkartabilirdi; ama büyüklük düşlerine tutsak düşerek kentin boğucu havasında, çıplak yer döşemesinde tek başına yanıyordu.

— * —

Mesela, ben Eran’la çok mutluyken ve çok çok iyi anlaşırken, özel ve belirgin bir farkımız olduğunu düşünmediğim halde, birbirlerini doğru bulup mutluluğu bir türlü bulamayan, sonra birbirlerini kaybedince aslında önceden mutlu şimdi mutsuz olduklarını keşfeden, ne zaman bir arkadaşımla ilişki içerisinde olsalar ya koşarak uzaklaşmaları ya da onları küçük dünyalarında bir defacık en sağlamından pişman etmeleri gerektiğini söylediğim, arkadaşlarımı uyardığım insanları anlatan satırlarına… O kadar çok var ki hem sadist hem mazoşist olan bu insanlardan…

Çünkü biz ikimiz, biriz, biliyorsun. Aynı bardaktan içeriz, aynı tabaktan yeriz. Aynı havayı soluruz, aynı alanı kaplarız. Seni karşıma çıkardıkları için yıldızların efendisine sürekli teşekkür ederim. 

Tuhaf ama bunu herkes yapamaz. Mutluluğu bulunca, onun değerini bilmek herkesin harcı değildir. Karşılaştığın o insanın, yaşamını değiştireceğini ve onsuz artık hiçbir şeyin anlamı olmayacağını anlamak kolay değildir. İçimizi açıkça görmemizi engelleyen bu tuhaf körlük nedeniyle ne çok fırsat kaçırılır! Dünya, sevmek ve sevilmek şansına sahip olup, onu yakalamayı bilmeyenlerle ya da o şansı yakaladıktan sonra boşa harcayarak, ömürlerinin geri kalan bölümünü üzücü biçimde pişmanlık duyarak geçirenlerle doludur.

— * —

O insanları anlatan ufak bir hikaye daha… Ve aynı hikayenin, bu sefer modern versiyonu ile, eski versiyonu arasındaki farkı ortaya koyan satırlarına…

Sonra bir akşam eve dönmüş ve bir de bakmış ki Giacomo gerçekten gitmiş. Gitmesini defalarca dilemiş olsa da, boş odalarda ondan bir iz, teki kalmış bir çorap, gözlük kılıfı arayıp durmuş. Ama Giacomo birkaç parça eşyanın tümünü alıp götürmüş. Giuseppe paniğe ve çaresizliğe kapıldığını hissetmiş.

Tabii ki bütün bunlar cep telefonun keşfinden önce oluyordu, yoksa bildik mesaj ve telefon görüşmeleri birbirini izler ve her şey rahatça çözülebilirdi. O zamanlar yapılan her eylem kesin sonuçlar doğururdu. Aşkta yerçekimi yasalarına meydan okuyarak akrobasi yapanların düşüşünü hafifletecek hiç bir ağ yoktu.

— * —

Son olarak; hem hayatı hem bakış açısı aynı anda yamuk olduğundan, her şeyi düzmüş gibi gören, aynı şeyi yaşayan diğer kişiler gibi söylenmeyip durumun kıymetini bilen cin fikirli, cin hisli arkadaşı anlatan satırlarına…

Her şeye rağmen Giuseppe o evde uzun yıllar yaşadı. En başta geçirdiği şoku üzerinden attıktan sonra, özel alanlarını, günlük hayatını biriyle paylaşma düşüncesine dayanamadığı ama aynı zamanda yalnızlık çektiği için hayaletlerle yaşamak ona uygun gelmiş olmalıydı.

Böyle gidiyor işte kitap simple smile Bir Kitap Fragmanı: Sen Benim Hayatımsın Bu müthiş derlemem hoşunuza gittiyse -ama usta bir “fragmancı” olarak en iyi yerleri seçtiğimi unutmayın. -yazın rahatlıkla okunabilir, satır aralarında güzel mesajlar barından fakat aşırı akıcı olmayan bu kitabı alıp keyifle okuyabilirsiniz. Ben bu kitaba 6.8 veriyor, Can Dündar’ın kitap kapağında zindan parmaklarından yapılma bir hashtag olan “Tutuklandık” kitabına başlıyorum.

Hem okur hem yazar Sandru

Bu yazıyı paylaş da bir havan olsun!

Sen ne diyosun bu işe?