Bazı Tavsiyler!!

Merhaba çok sevgili Blog okuyucularım,

Pek hareketli geçen geçen hafta sonundan bazı tavsiylerim var size.
 Bazı Tavsiyler!!1)Şarkı söylemeye bayılırım.. Arabada, evde, duşta, arkada müzik çalarken, çalmazken… Ben ne kadar söylüyorsam, etrafımdaki insanlar benim söylememden o kadar nefret ederler. 10 yaşından falan bir sahne var aklımda, arabada gidiyoruz, ben arkada radyoda çalan şeyi söylüyorum, öyle bağırarak falan da değil.. gayet sakin.. Sonra bi anda babam dönüyo arkasını, sanki çok kötü bir şey yapmışım gibi, adam kıpkırmızı olmuş, terli, acayip sinirli… “yeter artık yeter! suss, dayanamıyorum, çok kötü sesin!” diye bağırıyor. İdil daha bugün ” hayatımda duyduğum en kötü ses! Belki en kötü değildir, en kötülerden biri, ama gerçekten ama gerçekten en detone ses!” dedi. Vedat bana aritmi diyor -kalp hastalığı, kalp ritim bozukluğu- benim kalbim diil tümüm için geçerli, dans ederken, şarkı söylerken…Böyle bir vaziyet… Şarkı söylemeyi sevmeme rağmen Karaoke’den pek hoşlanan bir insan değilim…Çekingen, sıkılgan biri de değilim ama heralde iyi bi insan olduğumdan insanlara eziyetin o kadarından da hoşlanmıyorum… Dolayısıyla Ps-Singstar bana uzak bi oyun! Ama Cuma akşamı Singstar’la uykulu ve “ben artık eve gidiyorum” modumdan çıktım ve adeta bir sahne sanatçısı oluverdim! Kaptım mikrofonu, muhteşem bir aritmik bir sahne performansı ve sesle şahane şarkılar seslendirdim. Bir şarkıda Kemal Can beni 17katla falan geçti sanıyorum! Yine de çok eğlendim!
2) Koçtan Saygun diye bir çocuk yeni bir yer açtı Asmalı’da. (Hanzade’nin nişanlısı, Hanzade de “yok böyle dans”ın sunucusu…sarışın olan. bir takım arkadaşlarım Hanzade’nin bir röportajını okumuş. Hanzade’nin hayatı evrenden torpilim var kitabunı okuduktan sonra değişmiş.Sunucu olmayı mı hayal ediyomuş onu da anlamadım. Ama nişanlandı falan, belki ondan bahsediyodur. Ben de okudum. Hem de panolar falan da hazırladım. Salak saçma gezindim etrafta, valla bende işe yaramadı. yada beceremedim. neyse parantezi kapayıp konuya dönüyorum) Saygun’un açtığı yerin adını tam bilemedim.. Hardal’ın- groove’un karşısı. O köşe işte. Çok güzel çalıyordu. Çok sevdim! Çok gidilesi bir yer… Asmalı’ya gidince bi gidin bakın..

 Bazı Tavsiyler!!
3)Ne oldu, nası oldu bilmiyorum ama Saygun’un açtığı yerde çok eğlenirken biz, bir güç- belki Emre Aslanoba olabilir o güç- bizi Bronx’a götürdü. Grangy ve leş olarak tabir ediceğiniz Bronx inanılmaz temiz, leş olmaktan uzak ve baya eğlenceliydi… Çok güzel şarkılar çalıyordu! Bilmiyorum alkolün de etkisi olabilir ama kcoaman topuklarıma rağmen hiç hiç hiç durmadan dans ettim! Ve herşeyden biraz çalıyorlardı.. Öyle ki sonlara doğru “eğlen güzelim gününü gün et ben vazgeçmişken eğlen” i söylüyorlardı! Hatta ve hatta öyle şaşırdım ki, sabah Rakel taa ki eski bronx hikayelerimi hatırlatana kadar, ne biçim bir yer bu bronx ben hiç giitmedim mi acaba diye düşünüyordum! Neyse bizi oraya götüren güce çok teşekkürler… Artık arada-sırada bronx’a uğrarım.. bence siz de uğrayın!

4) Sabah Hayati’nin kahvaltıya gitmek üzere telefonuyla uyandım.. Kahvaltı edecek bir yer düşünürken, değişiklik olsun diye Polonezköy’ü seçtik.. Taksim’de bomba patlaması, geceden kalma durumu vs. gibi sebeplerden ediz’in evinden çıkmak, giyinmek, 1 çift arkadaş daha bulduk kendimize, onlarla buluşmak falan derken öğleni buldu polonezköy’e ulaşmamız. Polonezköy’e gitmek yetmedi ama bize.. Durmadık orda ve ilerlemeye devam ettik. Başka bir köye gittik.. Cumhuriyet Köyü değil, İshaklı değil, işte oraralardaki başka bir köy.. Adını bilmiyorum. Ve orda bir yere gittik. Pansiyon olabilir, otel olabilir, motel olabilir… Oranın bahçesinde restaurantta bir takım hayvanlarla birlikte et ve ekmek çeşitleri yedik, Hayat’inin doum gününü kutladık, tavla oynadık… Temiz havalı, uzak bir yerlerde sakin bir pazar günü geçirmenizi de tavsiye ederim. Nereye gittiğim konusunda pek yardımcı olamadım biliyorum ama başlayın gitmeye, yolda illaki güzel bir yer bulursunuz oralarda… Hatta galiba her yer güzel..

 Bazı Tavsiyler!! Bazı Tavsiyler!!

 Bazı Tavsiyler!! 5) Dün akşam da facebook’un filmine gittim! Sinemadan da anlamayan biri olarak baya beğendim ben. (Ay o kadar çekiniyorum ki bir şeye yorum yapmaya… Eski bir çıktığımın bana mirası (!) uzman olmadığım konularda konuşurken mutlaka uzman olmadığımı, hatta alakam olmadığını belirtme gereği hissediyorum.. Yani yok artık, sinemayı beğenmek için illa yapımcı/oyuncu/sinema eleştirmeni falan olmaya gerek yok heralde, günlük hayattan bir zevk meselesi yani!! daha özgürce ahkam kesebilirim yani!) 7 puan verdim, gitti simple smile Bazı Tavsiyler!! Gidin izleyin.. Açıkçası ne yalan söyliyim, Mark’tan (Zuckerberg) da biraz hoşlanıyorum :)))) İleride, şöyle 20 sene sonra falan hala facebook varsa, belgesel niteliği taşıyabilir bence film.. Hikayesi de yüksek oranda gerçekmiş. Öyle dedi İdil.

Sandru the advisor

Bu yazıyı paylaş da bir havan olsun!

Sen ne diyosun bu işe?